ÜLKEMİZDE VE TÜRK DÜNYASINDA TÜRK TARIHI ÖĞRETIMINİN MESELELERI

ÜLKEMİZDE VE TÜRK DÜNYASINDA TÜRK TARIHI ÖĞRETIMINİN MESELELERI

Türk Ocakları Kahramanmaraş Şûbesinin 2013-14 yılı güz dönemi sohbet ve konferansları dizisinin son programı, tarih öğretiminin meselelerine ayrılmıştı. Sohbetin konuşmacısı olan K.S.Ü. Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Mehmet Suat Bal, iki yıl önce İstanbul Türk Ocakları’nın Marmara Üniversitesi ve TİKA ile işbirliği hâlinde bu konuda düzenledikleri uluslar-arası bir Bilgi Şölenine de katılmıştı. Orada temel soru şu idi: Gerek ülkemizde, gerekse bütünüyle Türk Dünyasında Türk Tarihi ne kadar isabetli ve maksada uygun bir şekilde okutulabiliyor? Ve bu konunun önünde hangi engeller yaşanmaktadır?

Şûbe Başkanı Dr. Abdullah Tekinşen’in, konunun önemini vurgulayan takdiminden sonra Doç Dr. Mehmet Suat Bal söz aldı. Doç. Bal, ortak tarih yazımı ve öğretiminin sadece bize ve Türk Dünyasına has bir melese olmadığını, II. Dünya Savaşından sonra, o büyük kavgaya rağmen vaktiyle Avrupa Biriliği fikrinin bile onların kendi ortak tarihlerini yazma projesiyle başladığını; oysa ayni milletin dalları olarak bu konunun bizler için daha önemli ve Avrupalılara göre daha kolay olduğunu söylemekle başladı. Hep verilen örnekler olması hasebiyle; Yıldırım Bayezid-Timur kavgasının, Yavuz Sultan Selim-Şah İsmail kavgasının tek bir taraftan bakılarak yazılıp öğretilmesinin bugün Türk Dünyasının işbirliği ve kültürel bütünlüğü dâvasını zedelediğini, âdeta ortak tarih bilinci oluşturmamızı engellediğini, bunları engel olmaktan çıkarmanın ise bizim ve Avrasya’da yaşayan bütün Türk devletlerinin işi olduğunu, özellikle her ülkenin tarihçilerine bu konuda çok görev düştüğünü vurguladı.
Suat Bal, devam ederek konuşmasında ana hatlarıyla şunları söyledi:Tarih öğretimi bir milletin birlik ve beraberliğindeki en önemli yapı taşlarından biridir. Ortak bir geçmişe sahip olan insanlar, günümüzde de aynı enerji ile daha büyük işler yapmak için birlik ve beraberlik içinde olurlar. Ancak zaman içinde yaşanan siyasi, sosyal gelişmeler, özelikle savaşlar ve göçler aynı atanın-dedenin çocuklarını farklı yerlere ve anlayışlara sürüklerler. Millî Tarih’in eğitimle olan ilişkisini ilk dile getirenlerden birisi Ziya Gökalp’tır. O, “Tarih bilim Mi? Yoksa Sanat Mı?” makalesinde, “Çocuklara kendi vatanlarını sevdirmek için, milletlerini en muhterem bir millet olarak tanıtmak için en iyi vasıta, onlara atalarının faziletlerini, kahramanlıklarını, milletin şanlı-şerefli sergüzeştlerini (serüven) öğretmektir. Çocuklara istikbal için verilecek mefkûre tarih vasıtasıyla daha iyi telkin edilebilir. Mefkûre ağacının kökleri mazinin ne kadar derin noktalarına inebilirse, istikbaldeki çiçekleri ve yemişleri de o derece feyizli olur.” diyor.

13 Ocak 2014 Salı akşamı, Şûbenin kendi salonunda sunulan sohbet özetidir. Konuşmacının ilettiği metinden hareketle Şûbe Hars Heyeti yetkililerince hazırlandı. Tarih öğretimi, günümüz devletlerinin vatandaşlık bilinci oluşturma ya da iyi vatandaş yetiştirme amacıyla en fazla istifade ettikleri öğretim alanıdır. Özellikle ilköğretim ve lise dengi okullarda okutulan tarih kitapları, neredeyse bütün toplumun tarih algısını şekillendiren materyallerdir. Bu açıdan Türk dünyasında ilköğretim ve lise dengi okullarda ortak bir Türk tarihi kitabının okutulması büyük önem taşır. Ancak Dünya siyasetine ve medeniyetinde büyük rol oynamış olan Türklerin tarihini bir bütün olarak ele alıp incelemek oldukça zordur. Tarihin ilk devirlerinden günümüze kadar olan dönemde Türkler farklı coğrafyalarda ve farklı siyasî yapılar altında yaşadıklarından tarihlerini de incelemek kolay değildir.

Türk dünyasında Türk tarihi ve dilinin eğitimi konusunda Marmara üniversitesinde 15-17 Mayıs 2013 yılında bir Bilgi Şöleni yapılmıştır. Türk Ocakları İstanbul Şubesi, Marmara Üniversitesi ve TİKA’nın ortaklaşa düzenlediği şölenin ana gayesi, Türk dünyasında Türk tarihi konusunda ortak bir tarih öğretimi ve yine Türk dünyasında Türk dilinin ortak kullanımı konusundaki çalışmaları duyurmaktı. Bilgi Şölenine Türkiye’den ve Türk dünyasından önemli araştırmacılar katıldı ve bildirilerini sundular. Ülkemizde “Türk İşbirliği Ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA)” ve “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi - TDİK)”, gibi resmi kurumlar, Türk kültürünün araştırılması ve Türk dünyası ile ortak çalışmalar yapılması konusunda büyük gayretler harcamaktadırlar.

Türkiye’de Türk Tarihi Öğretimi

Selçuklular ve Osmanlılar devrinde İslâmiyet’ten sonraki Türk tarihi ağırlıklı yer almakta ve Müslüman olmayan Türk devlerinden çok az bahsedilmekte ya da hiç bahsedilmemektedir. Zira bu devirlerde yazılan tarihler genelde İslâm tarihi şeklinde kaleme alınmış ve İslâmiyet’ten sonraki yılları kapsamışlardır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonraki yıllarda Atatürk’ün gayretleri ile İslamiyet’ten önceki Türk tarihi de araştırılmış ve Türk tarihinin, kültürünün temellerine inilmiştir. Afet İnan ve o devrin tarihçilerinden oluşan bir ekibin kaleme aldığı “Türk Tarihinin Ana Hatları” eseriyle Türk tarihinin İslâmiyet’ten önceki ve sonraki evreleri ele alınmıştır. Bu anlayış doğrultusunda 1931 yılı ve sonraki dönemde Türk Tarih tezi doğrultusunda tarih öğretimi gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede Atatürk’ün de gözetiminde Tarih I, II, III, IV, kitapları yazılmış ve liselerde okutulmuştur. (Bu tez zamanla, bazı yönleriyle tashih edilmiştir.)

Andığımız Bilgi Şölenine katılan Sakarya Üniversitesinden katılan Doç. Dr. Ahmet Şimşek’in belirttiği üzere, Tarih öğretiminde hümanist bir yaklaşımın hâkim olduğu 1940’lı yıllarda ders kitaplarının konu ağırlıkları değişmiştir. Türk tarihin ilk devirlerine maalesef çok az yer verilmiştir. 12 Eylül darbesi sonrası Türk tarihinin ders kitaplarındaki oranı artmıştır. Daha sonra 1993 yılında Genel Türk Tarihi dersi programdaki yerini almıştır. Günümüz ortaöğretiminde okutulan Tarih I kitabında Genel Türk Tarihi ve İlkçağ Medeniyetleri, Tarih II kitabında Osmanlı Tarihi, Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi Kitabı içerisinde ise Günümüz Türk Devletlerine yer verilmektedir.

Şölene Gazi Üniversitesinden katılan ve Türk dünyasındaki ortak Türk tarihi yazımının gerçekleşmemesinin önemli bir problem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Safran da şunları ifade etti: “Birlikteliği, tarihin gücünü kullanarak ortak tarih programlarını oluşturarak sağlamak mümkündür. Her ne kadar 1994’te Türk dünyası ortak tarih yazımı sağlamak için bir araya geldiyse de anlaşma sağlanamadı. Bugüne kadar Türk dünyası ile ortak tarih yazımı noktasında ortak noktalar bulunamadı. Bundan dolayı da çocuklarımıza Türk dünyasının ortak değerlerini anlatamadık.”

Türk Dünyasında Türk Tarihi Öğretimi

Sovyetler Birliğinin esaret sürecinde Türk Devletleri, Millî tarihlerini oluşturma özgürlüğünü yakalayamamışlardır. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Bağımsızlığını elde eden Türk Devleri, Türk Millî Kimliklerini araştırmışlar ve okullarında okutmaya başlamışlardır. Bu durumu Bilgi Şölenine Kazakistan’dan katılan Prof. Dr. Darhan Kydyrali şöyle anlattı: “Bilindiği gibi Kazakistan tarihi, bağımsızlık öncesinde “Sovyet insanı” yetiştirmek gayesiyle Marksizm-Leninizm temelinde yazılmakta ve okutulmaktaydı. Bundan dolayı bu dönemde Kazakistan’da tarih yazımı Sovyet otoriteleri tarafından yönlendirildi. Buna göre binlerce yıllık Türk tarihinden ziyade “Sovyet Kazakistan’ı” anlatılmakta ve bu çerçevede Kazakların Çarlık Rusya’ya gönüllü olarak katılışına ve Sovyetler Birliğiyle birlikte yükselişine vurgu yapılmaktaydı. Ülkenin bağımsızlık kazanması ile birlikte, millî kimliğin yeniden biçimlendirilmesi ve millî tarih bilincinin inşası gerekli idi. Kazakistan yönetimi bunu akılcı bir şeklide gerçekleştirmeye çalıştı. Diğer bir ifadeyle Kazakistan, geleceğe bakarak geçmişini ihtiyatlı bir biçimde inceleme yolunu seçti” Darhan bugünkü kendi durumlarını anlatırken sözlerine şöyle devam etti: “(Bugün) Hunların menşei ve kurdukları imparatorluklar anlatılmakta, ancak bu konuya Türkiye’deki gibi geniş yer verilmemektedir. Onun yerine Usun, Kanglı gibi kadim Türk boyları okutulmaktadır. Bununla birlikte Göktürkler devri oldukça öne çıkan konular arasındadır.”

Bilgi Şölenine Kırgızistan adına katılan Ankara Üniversitesi doktora öğrencisi Abdrasul İsakov ise, ülkesinde Türk tarihin nereden başlatılması gerektiği ve terminolojide birlik sağlanması konusundaki çalışmalara dikkat çekmiştir. Sonuç olarak Türk Dünyasında ortak tarih öğretimi yapılması konusunda tarihçi bilim adamları hem fikirdirler. TİKA ve Türk Konseyinin de desteği ile ortak bir Türk Tarihi kitabı yazılması ve Türk Devletlerin okullarında okutulması “Avrasyada Türk Dili Ve Tarihi Eğitimi Sempozyumu”nun ortak kanaati olarak belirmiştir.

Doç. Bal, sözlerini şöyle tamamladı: Bu konuda ayrıca şu öneriler de dikkate alınmalıdır: Türk tarihinin temel meselelerinin ele alınması, kavramların, terimlerin ortak kullanılması, Türk tarihinin ana hatlarının birlikte belirlenmesi ve Türk dünyasında karşılıklı gezi programları ile gençlerin tarihi mekânları görerek öğrenmeleri…

Biz de bu özeti, Türkiye ve Türk Dünyası bakımından hayatî öneme sahip bu konuda Bilgi Şöleni düzenleme projesinin sahibi, İstanbul Türk Ocakları Başkanı Dr. Cezmi Bayram’ın bir hatırlatmasıyla bitirelim: “Rahmetli Dündar Taşer’in bir sohbet sırasında şunları söyledi: “Tarihte her maksada uygun malzeme vardır. Ama siz yarınınıza göre, o malzeme çuvalından gelecek tasavvurunuza göre tercihler yaparsınız. Nasıl bir gelecek düşünüyorsanız geçmişi de ona uygun yazarsınız.”

Popüler Yayınlar